Yalçın Küçük’ün “Yayılmacı Türk” Olarak Portre



Yalçın Küçük’ün “Yayılmacı Türk” Olarak Portresi

 

Yazan: İsmail Haydar Aksoy

http://www.antoloji.com/ismail_aksoy



Kitaplardaki önsözler ve giriş bölümleri genel olarak, bir kitap kapsamında yazılmış bulunan en son bölümlerdir. Önsözler ve giriş bölümleri genel olarak kitabın yazılmasından sonra, yazar tarafından kitabın sunumunun yapılması amacıyla yazılır.

 

Yalçın Küçük’ün de 1992 Temmuz’unda (Başak Yayınları tarafından) yayınlanmış “Emperyalist Türkiye” adlı kitabındaki önsözünün ve giriş bölümünün kitabın yazılmasından daha sonra gerçekleştiği tahmininde bulunmaktayım. Yalçın Küçük yazdığı “Önsöz”e Mayıs 1992 tarihini atmıştır. Önsöz’ün devamı mahiyetindeki “Giriş” bölümünün de hemen hemen Mayıs 1992 tarihi civarında yazılmış olduğunu sanıyorum. Fakat kitaptaki yazılar ne zaman yazılmış olursa olsun, “Emperyalist Türkiye” adlı kitabın 1992 Temmuz’unda yayınlanmış olduğunu biliyoruz.

 

“Emperyalist Türkiye” adlı kitabın 113.-139. sayfaları arasında Yalçın Küçük ile “Berxwedan Gazetesi”nden adı belirtilmemiş bir muhabirin röportajı yer alıyor. Röportajın içerisinde (“Emperyalist Türkiye” kitabında 138.sayfada) yöneltilen bir soru sayesinde, röportajın yapıldığı tarihte Yalçın Küçük’ün “Yeni Ülke Gazetesi”nin Genel Yayın Danışmanı olduğunu öğrenmekteyiz.

 

Yalçın Küçük’le yapılan röportajdan (“Emperyalist Türkiye”nin 134.sayfasından) aktarıyorum: >>Türkler’de yeniden “Büyük Türklük” hayali doğmak üzeredir. Kürt devrimciliği bunun önünde engel olarak görülmektedir.<< Yalçın Küçük’e yöneltilen bir sonraki soruya verdiği cevapla Yalçın Küçük yukarıdaki savı daha da netleştirmektedir: >>Türklük, Kemalizm’in Misak-ı Milli ilkesini terk etmek zorunluluğunu duyuyor. Yayılmacı bir Türklük geliyor. Tarih Kemal’in yerine Enver’i ön plana çıkarmak üzeredir. Yayılmacı Türklük, hem kendisine bir misyon bulmak ve hem de bir düşman yaratmak zorundadır. Orta Asya’da “komünizm altında ezilmiş, dinini ve benliğini kaybetmiş, geri kalmış” Türkler’e yatırım ve uygarlık götürmek misyondur; artık, Türklük, Elenleri ya da Bulgarları düşman ulus sayamayacak durumdadır. Kürtler, Türkler’in “düşman ulusu” yapılmak isteniyor<< ( “Emperyalist Türkiye” kitabında sayfa 135’de).

 

Yukarıda alıntıladığım Yalçın Küçük cümlelerinde, Yalçın Küçük, Misak-ı Milli ilkesini terk etme zorunluluğu duyan, yayılmacı bir Türklük’ün geldiğini haber vermektedir. Yayılmacı Türklük’ün kendisine bir düşman yaratmak zorunda olduğunu belirterek, Kürtler’in Türkler için “düşman ulus” yapılmak istendiğini ifade etmektedir Yalçın Küçük.

 

Şimdi de, “Emperyalist Türkiye” adlı kitabın 1992 Mayıs’ında yazılmış “Önsöz”ünden aktarma yapıyorum: >>Bugün Türkiye basını, Kürt mücadelesiyle birleşen emperyalist Türkiye bağlamında “Küçük Türkiye” ve “Büyük Türkiye” yanlıları olarak ikiye ayrılmış durumdadır. Yarın, “Büyük Türkiye” yanlıları savaşçılar ve pasifistler olarak ikiye ayrılacaktır ve başka ülkelerde ve tarihin diğer zamanlarında görüldüğü üzere birbirlerini boğazlayacaklar. Bu boğazlanmaya, birinci aktörler, büyük işverenler, oligarklar ve yüksek rütbeli askerler taraf olacaklar; bundan kurtuluş görmüyorum<<. (“Emperyalist Türkiye”de sayfa 15’de). Yalçın Küçük, Türkiye’nin coğrafik büyüklüğü konusunda iki tarafın olduğunu tespit ettikten sonra, “Büyük Türkiye” yanlılarının ilerde savaş isteyenler ve savaş istemeyenler olarak da ikiye ayrılacağı öngörüsünde bulunmaktadır. Fakat net olarak anlaşılmaktadır ki, bundan herhangi bir kurtuluş görememektedir Yalçın Küçük.

 

“Emperyalist Türkiye” kitabı “Giriş” bölümü yazılışının “Berxwedan Gazetesi”nin röportajından daha sonra gerçekleştirildiği tahmininde bulunuyorum. (Ne zaman yazıldığının aslında bir önemi bulunmamaktadır. “Emperyalist Türkiye” adlı kitabın 1992 Temmuz’unda yayınlandığı biliniyor ve 1992 Temmuz’unda Yalçın Küçük “Yeni Ülke Gazetesi” Genel Yayın Danışmanlığı görevini hâlâ sürdürmektedir).

 

Yukarıya alıntıladığım bölümlerde Yalçın Küçük bir anti-emperyalist olarak karşımıza çıktığı halde, aşağıya alıntıladığım bölümde, Yalçın Küçük yüzseksen derecelik bir dönüşle, emperyalizmin bir görevlisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 “Emperyalist Türkiye” kitabının “Giriş” bölümünün değişik sayfalarından (sayfa sayılarını belirterek) aktarıyorum: >>Emperyalizmi arayan düzen içerde tehdit altındadır. ... Türkiye bugün, Amerikan emperyalizminin üst yönetiminde kendisi bir ikinci sınıf emperyalist devlet olmaya özeniyor. ... Türkiye Cumhuriyeti Düzeni bitmiştir. ... Emperyalizmin devletle ve devletin büyümesi ile yakın ilişkisini görüyorum (s.18). ... Tekeller düzeni olmadan bir emperyalizm düşünmeyi mümkün görmüyorum (s.19). ... Türk emperyalizmi, bir üst emperyalizmin altında da olsa, kendine özgü bir emperyalist düzeni gerçekleştirebilecek mi; ekonomisinin bunu zorlayacağı kesindir (s.23). ... Mustafa Kemal, yirminci yüzyıl Türk politikacıları içinde en temkinlisi ve ufku en dar olanlarından birisidir; yönetime gelmesinde, yorgun ve yenilgiye alışmış yenikçi Türk halkının psikolojisine uygun düşmesinin ayrı bir ağırlığı olduğunu düşünüyorum. Misak-ı Milli, Kemal Paşa’ya ve Kemal Tahir’in romanının adıyla, “yorgun savaşçı” bir kütleye uygun düşüyor. Kemalizm, Misak-ı Milli bakışını, içerde çok yoğun ve şiddetli bir türkifikasyon politikasıyla yerleştiriyor; türkifikasyon ve Misak-ı Milli sınırları içinde düşünme ise tüm kütlelere, tarih yazımına ve entelijansiyaya kakılıyor (s.24). ... Peki, sonuç ne oluyor? Müdahalesiz bir sonucu düşünemiyorum. ... Bana göre müdahale etmek gerekiyor. Geç kalmadan müdahale etmek gerekiyor (s.25). ... Bu görevdir. Bunun için bizlerin de “Misak-ı Milli” kafamızı terketmemiz zorunluluğu ortaya çıkıyor. Terketmeliyiz ve müdahale etmeliyiz. Burada güç hesabı yapamayız: Gericiliklerin eklemlenmesine seyirci kalamayız (s.26).<< (Önemli gördüğüm bölümleri, vurgulamak amacıyla, daha koyu renkle işaretledim).

 

“İçerde tehdit altında” bulunduğu halde “emperyalizmi arayan” “Türkiye Cumhuriyeti Düzeni”nin bittiğini tespit eden Yalçın Küçük, aynı zamanda “emperyalizmin devletle ve devletin büyümesiyle yakın ilişkisini” de görmektedir. Devletin büyümesi “Misak-ı Milli sınırları içinde düşünme” yoluyla ol(a)mayacağından ötürü, Yalçın Küçük’e göre bir “görev” vardır ve “Misak-ı Milli” kafa'nın terkedilmesi ve “müdahale” zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bunu yaparken Yalçın Küçük, Türk emperyalizmi hevesindeki devletin “ekonomisinin bunu zorlayacağı kesindir” görüşünde olduğundan, “güç hesabı yapamayız” demektedir. Anlaşılmaktadır; biten “Türkiye Cumhuriyeti Düzeni”nin yerine “Büyük Türkiye” kurulabilmesi ancak ve ancak “tekeller düzeni olmadan” düşünülemeyecek bir “emperyalizm” ile mümkündür. Değil mi ki, Yalçın Küçük, “emperyalizmin devletle ve devletin büyümesi ile yakın ilişkisini” görmektedir.

 

“Emperyalist Türkiye”nin 26.sayfasında yer alan >>”Misak-ı Milli” kafamızı terketmemiz zorunluluğu ortaya çıkıyor<< cümlesiyle, Yalçın Küçük’ün 1992 Temmuz’unda “Türklük” taraftarı, daha doğru bir ifadeyle “Yayılmacı Türklük” taraftarı olduğu görülebilmektedir. Çünkü Yalçın Küçük’e göre: >>Türklük, Kemalizm’in Misak-ı Milli ilkesini terk etmek zorunluluğunu duyuyor. Yayılmacı bir Türklük geliyor. Tarih Kemal’in yerine Enver’i ön plana çıkarmak üzeredir. << (“Emperyalist Türkiye”de sayfa 135’de).

 

>>Mustafa Kemal, yirminci yüzyıl Türk politikacıları içinde en temkinlisi ve ufku en dar olanlarından birisidir. ... Misak-ı Milli, Kemal Paşa’ya ve Kemal Tahir’in romanının adıyla, “yorgun savaşçı” bir kütleye uygun düşüyor<< ( “Emperyalist Türkiye”de sayfa 24’de). “Misak-ı Milli”nin neden >>Kemal Paşa’ya ve ... “yorgun savaşçı” bir kütleye uygun<< düştüğünü,  Yalçın Küçük’ün 1992 Temmuz’unda “Yayılmacı Türklük” taraftarı olduğu bilgisi ışığında daha iyi anlıyorum.

 

Yalçın Küçük, 1992 yılında Enver Paşa’ya göz kırptı. Bu göz kırpmayı gördüm ve gösterdim.

 

Sanıyorum bu kadarı yeterlidir.

 

 

(16.04.2007, ismail aksoy)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !