Yalçın Küçük'e 18 Ağustos 1996 tarihli mektup


18 Ağustos ’96, Kopenhag / DK.

 

 

 

Yalçın Bey,

 

18 Temmuz ‘96 günkü “Özgür Politika” gazetesinde yayınlanan “Sömürge hükümeti - 2” başlıklı yazınız dolayısıyla yazıyorum bu yazıtı. Kürt ve Alevî bir ailenin tanrıtanımaz insanı olarak, Alevîlere küfretmenize tepki göstermeyi bir borç biliyorum. Aileme küfredemezsiniz, Yalçın Bey.  Küfretmenize tepki gösteriyorum.

 

Kim haindir? “Umudumuz Ecevit” diyerek Cumhuriyet gazetesindeki köşesinden oyların CHP’ne verilmesini savunan Yalçın Küçük mü, yoksa TİP’ne oy vererek Türkiye topraklarında devrimci bir tabanın olduğunu gösteren Alevîler mi? Kimdir, Yalçın Bey?

 

Sivas vahşeti Anadolu topraklarının her yanında sergilenmiyorsa, bu Alevîlerin potansiyel güçlerindendir.  (Fizikte, hem kinetik hem de potansiyel enerji kavramları vardır. Alevîlerin potansiyel enerjilerini kinetik enerjiye dönüştürmelerini de sindiremiyorsunuz, potansiyel enerjilerini potansiyel enerji olarak biriktirmelerini de. Edilgenliğe karşı çıkıyorsunuz, nedir ki Alevîlerin politik bir mücadele içerisinde yer almasını da “sızma” olarak değerlendiriyorsunuz. Peki, Alevîler ne yapsın, Yalçın Bey? Kendilerini Boğaz Köprüsü’nden mi atsın? Peki, siz Anadolu devrimini Sünnîler ve Şafîlerle mi gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?  Peki, Yalçın Bey, siz ne diyorsunuz “yahu”? Özellikle son dönemde yazdıklarınız, yazı-makinasını ya da bilgisayarı avara-kasnak işlettiğiniz izlenimini uyandırıyor bende.  Süleyman Demirel ya da Bülent Ecevit’in çocuklarının olmayışı Anadolu’lu devrimcileri hangi ölçülerde ilgilendirir?  Lenin’in de çocuğu olmadı. Neyin göstergesidir peki, bir insanın çocuğunun olmaması? Marx’ın çocukları hep kız-çocuklarıydı. Biri çıkıp da, mahalle kahvehanesi jargonuyla “erkek adamın erkek çocuğu olur” gibi bir düzeysizlikle Marx’a saldırırsa, bunun adı terbiyesizlik olmaz mı peki, Yalçın Bey?)


Siyaset ve/veya düşünce üret(e)miyorsunuz, Yalçın Bey.  Bu yüzden de küfrediyorsunuz. Değil mi ki, siyasetin ve düşüncenin bittiği yerde başlıyor küfür. Ve son dönemlerde hep küfrediyorsunuz, Yalçın Bey, hep küfrediyorsunuz, ve küfrettikçe tükeniyor, tükendikçe tüketiyorsunuz. Önceleri Türk soluydu tükettiğiniz, şimdi de Kürt solu. (Kürt solunun yakın bir dönemde sizden kurtulacağını öngörüyorum. Aksi durumda, Kürt solunun kendisini tüketeceğini sanıyorum.)

 

Lenin’in 22 cilt olarak basılmış seçme eserlerini geçmesiyle övündüğünüz kitaplarınızın sayısı bu denli “yüksek” ise, Yalçın Bey, bu Alevîlerin siyasal boyutunun yüzü suyu hürmetinedir. (Lenin’in “Progress Publishers” tarafından İngilizce olarak da yayınlanan toplu yapıtları 45 cilttir.  Lenin’i Lenin yapan etmenin nicelik değil, nitelik olduğunu size hatırlatmanın özellikle gerekli olduğunu sanıyorum.  Eğer “Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar” adlı kitabınızı da, Lenin’in 22 cilt tutan seçme eserlerini geçmesi çerçevesi içerisinde saymışsanız, o halde, kitaplarınızın sayısının çok kısa bir zaman içerisinde, gene Moskova’daki “Progress Publishers” tarafından 50 cilt olarak basılmış Marx ve Engels’in toplu yapıtlarını geçeceği kehânetinde bulunabilirim. Neden “Karakusunlar Köyü’ndeki Bakkala Gönderilen Pusulalar” adlı bir kitap yayınlayarak, hangi gün kaç gram beyaz peynir ve hangi gün kaç tane ekmek aldığınızı teşhir etmiyorsunuz? Eminim merak edenler çıkacaktır. Merak edenler, kuşkusuz ki, “merakta Balzac’ı örnek” alıyorlardır. Marx ve siz “merakta Balzac’ı örnek” aldığınızı yazıyorsunuz. Siz, Marx’ın “merakta Balzac’ı örnek” aldığını yazmıyorsunuz. Yazılması bir ahlâktır, yazılmaması büyük bir “dalgınlık”. (Bu dalgınlığa şaşırmıyorum. Çünkü yazdıklarınızın çoğu bu tür dalgınlıklarla dolu. Şaşırmak için bir neden olduğunu sanmıyorum. Üstelik, şaşırmamakta kendime kimseyi örnek almıyorum. Yakın bir dönem içerisinde Kürt halkına karşı hakaretler düzerseniz de hiç mi hiç şaşırmayacağım. Şaşırmayacağımı şimdiden belirtiyorum. Şaşırmayacağımı şimdiden belirtmiş olduğum için de şaşırmayacağımı sanıyorum.)

 

Kürt solu, Yalçın Küçük’ü aşmalıdır. Kürt solu, kendi kadrolarını oluşturmalıdır. Kendi kadrolarını oluşturamayan devletsiz halklar, devlet kurmakta çok küçük adımlar atmaktan öteye gidemezler. Kürt halkının kendi kadrolarını oluşturacağından kuşku duymuyorum. Kürt halkının Yalçın Küçük’e gereksinim duymayacağı bir dönemi görüyorum. Bu dönem, kuşkusuz ki Yalçın Küçük’ün Kürt halkına küfür ettiği bir dönem olacak. Diyarbakır’dan milletvekili seçilmeyişinden ötürü küfredecektir Yalçın Küçük Kürt halkına.  Tıpkı şimdi Alevîlere küfrettiği gibi; Yalçın Küçük’ün Kürt halkına küfür edeceğini görebiliyorum. (Çünkü Yalçın Küçük büyük bir kin deposudur. Günü geldi miydi kinini kusan bir kin deposu olarak algılıyorum Yalçın Küçük’ü.)

 

Şimdilik bu kadar yazıyorum, Yalçın Bey. Sizinle daha geniş bir zamanda, daha geniş bir boyutta hesaplaşmak üzere, şimdilik bu kadar yazıyorum.

 

Esenlik dileklerimle, selâmlıyorum.

 

 

İsmail H. Aksoy


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !