Somut ve Soyut Bağlamında Dil ve Zihniyet Farkı


Somut ve Soyut Bağlamında Dil ve Zihniyet Farkı


Yazan: İsmail Haydar Aksoy

http://www.antoloji.com/ismail_aksoy


 

Bir polemik sırasında, Danimarkalı Hans Christian Andersen’in “Kralın Yeni Giysileri” adlı masalının sonunda küçük bir çocuğun ifade ettiği “Kralın giysileri yok” cümlesini aktarmıştım.”Kral çıplak” demek yerine, “Kralın giysileri yok” dediğim için bazı tepkiler almıştım. Danca bilen biri olarak, ve Danimarka’da yaşayan beş yaşındaki kızıma Hans Christian Andersen’in masallarını özgün dilinde okuyan biri olarak, “Kral çıplak” demek yerine özgün dilindeki metnin (“Kongen har ikke noget på!”) Türkçe karşılığı olan “"Kralın giysileri yok!" dememden daha doğal bir şey olamazdı bana göre.

 

Adı anılan masalı okuduysanız bilirsiniz, kral kendisine harikulade giysiler yapacağını söyleyen iki dolandırıcıya kanmaktadır. Masalın sonunda "Kral çıplak" denilmesi, masalın içerisinde giysinin tuttuğu yeri önemsizleştirmek olur. (Çünkü, "Kral çıplak" denildiği zaman, vurgu çıplaklığa yapılmaktadır). Sanıyorum ki, Hans Christian Andersen bu yüzden masalın sonundaki çocuğa "Kongen er nøgen!" ("Kral çıplak!") dedirtmek yerine, "Kongen har ikke noget på!" ("Kralın giysisi yok!)" dedirtmiştir.

 

Çıplak denilirken, üzerinde iç çamaşırlarının bile olmaması kastedilmektedir. Yoksa yarı çıplak denilirdi. Sormak yerindedir: Kral gerçekten çıplak mıdır?

 

Danca’da da “Kral çıplak” gibi bir cümle kurulabileceğinin altını çizmek isterim. Özgün Danca metinde, Hans Christian Andersen, masalın sonundaki çocuğa “Kral çıplak” demek yerine, "Kralın giysisi yok" dedirtmektedir. Bunun nedeni belki de, Hind-Avrupa dil grubu (Cermen dalına) mensup olan Danca’nın Ural-Altay dil grubuna mensup olan Türkçe’ye oranla daha bir soyutlamaya yatkın bir dil olması olabilir.

Türkçe’de “kral çıplak” demek bir soyutlamayı değil, bir somutlamayı imlemektedir. Soyut olan, göz önünde olan değil, göz önünde olmayandır. “Kralın giysisi yok” demek soyuttur. Çünkü “kralın giysisi” “yok”tur. “Yok” soyuttur. Somut olan ise, çıplaklıktır. Çıplak olan göz önünde olduğundan ötürü, somuttur. Oysa “kralın giysisi yok” denildiği zaman “yok” giysiye gönderme yapmaktadır. Bir şeyin “yok”luğuna gönderme yapmak, soyuttur. Soyut olan gözle görülebilen değil, gözle görülemeyendir. Bu yüzden bütün dillerde, ama en çok Türkçe’de, en soyut olarak söylenebilecek şeylerden biri de “yok” sözcüğüdür. Belki de bu yüzden, en çok çocuklar “yok”tan anlamıyor.

 

İletişim dilimizin ara sıra Danca, ara sıra Türkçe olduğu beş yaşındaki kızım bazen olmadık yerlerde olmadık şeyler istemekle meşhurdur. (Hani Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda “tuhaf şeyler düşünmekle meşhur” olan bir Galip Usta” vardır ya, benim beş yaşındaki kızım da, işte olmadık yerlerde olmadık şeyler istemekle meşhurdur). Bir sirk ve dans gösterisi izlemek için gittiğimiz gösteri salonunda, yerlerimize oturduktan sonra, gösteri başlamadan birkaç dakika önce, “sakız, sakız” diye tutturup, benim üç ya da dört defa “yok” dememden sonra, yeniden “sakız, sakız” diye tutturmasından sonra “Yok kızım, yok. Yok, yok, yok! Türkçe anlamıyor musun sen? Yok!” diye kızımı azarladığımı anımsıyorum. (Bereket versin, hepimizin turist olduğu o ülkede tam arka sıramızda oturan ve Türkçe bilen ve yanlarında sakız olan iki bayan imdadıma yetişmişti. Ve kızım kendisine uzatılan sakızın somutluğunu, benim “alabilirsin” demem sonucunda, parmaklarıyla tutuyordu. “Yok” anlaşılmıyordu, çünkü “yok” parmaklarla tutulamıyordu. Oysa, sakız parmaklarla tutulabiliyordu. Dişler arasında çiğnenebiliyordu sakız. Dişler arasında çiğnenemiyordu “yok”).

 

“Gerçek somuttur” demişti Bertolt Brecht. Evet, sakız somuttur; ve bu yüzden gerçektir. (Biraz da mizah katalım işin içine. Şöyle bir çıkarsama bulunuyor ve mizah amaçlı da söyleniyor: “Hayat acıdır. Biber de acıdır. Öyleyse hayat bir biberdir”). Neyse, konumuz biber (Kürtçe’siyle “isot”) değil. Konumuz somut ve soyut bağlamında dil ve zihniyet farkı.

 

Elle tutulan, dişler arasında çiğnenebilen sakız somuttur. Fakat “yok” denilmesi oldukça soyuttur ve bu yüzden de her ne kadar kızımın Türkçe “yok” denilmesinden anlamaması karşısında küplere binmişsem de, kızımın anlamama nedenini şimdi daha iyi anlıyorum.

 

Ana dili Türkçe olan kızımın, ana dili Kürtçe olan babası olarak, kızımın Türkçe “yok” denilmesini anlamamasını, Frederich Nietzsche”nin “İyinin ve Kötünün Ötesinde” adlı yapıtının “Felsefecilerin Önyargıları Üstüne” adlı birinci bölümünün yirminci kısmı ışığında daha iyi anlıyorum. Sonuçta, anadili Hind-Avrupa dil ailesine mensup olan bir baba, anadili Ural-Altay dil grubuna mensup olan kızına “yok”u anlatamıyor. Nietzsche’den, Ahmet İnam’ın çevirisiyle, aktarma yapıyorum: >>Özne kavramının en az geliştiği Ural-Altay dillerinin alanından olan felsefeciler, büyük olasılıkla “dünyaya” farklı bakacaklar ve Hind-Avrupa ailesinden ve Müslümanlardan farklı yollar bulacaklardır.<< Nietzsche’nin yukarıya aldığım alıntısında dikkat çekmek istediğim şey, Ural-Altay dil ailesine mensup olan Türkçe’de fazla soyutlama yapılamadığıdır. Örnek vermek gerekirse, Türkçe’de “yağmur” sözcüğünü kullanmadan, “yağmur yağıyor” diyemezsiniz. Ama Hind-Avrupa dillerinde “yağmur” sözcüğünü kullanmadan “yağmur yağıyor” diyebilirsiniz.

 

Türkçe’de “yağmur yağıyor” cümlesinde “yağmur” sözcüğünü, ve “kar yağıyor” cümlesinde “kar” sözcüğünü kullanmak zorunludur. Türkçe’ye sözcük sözcük yapılacak çevirisi “o yağıyor” demek olan, İngilizce’deki “it is raining”, Danca’daki “det regner” ve Kürtçe’deki “ew dıbare”yi, öznesi olan  “yağmur”u eklemeden diyemezsiniz Türkçe’de. “O yağıyor” denildiğinde yağan şeyin ne olduğu Türkçe’de anlaşılmaz. (Bu arada Kürtçe’nin konuşabildiğim Kırmanci lehçesinde “ew dıbare” denilmesinin hem “yağmur yağıyor” hem de “kar yağıyor” anlamına geldiğini belirtmeliyim. İngilizce’de “it’s raining” denildiğinde yağan yalnızca yağmurdur. İngilizce’de “kar yağıyor” denilecekse, fiili değiştirmek gerekiyor. Buradan hareketle, Kürtçe’nin soyuta daha açık, soyutlama imkânları daha fazla olan bir dil olduğunu söyleyebilmek belki mümkündür. Kürtçe’nin bu soyutlama imkânları  içerisinde, hem “yağmur yağıyor” ve hem de “kar yağıyor” anlamına gelen “ew dıbare” olduğu halde, Kürtler belki de yüzyıllar boyunca Türklerle aynı coğrafyayı paylaşmalarından olsa gerek, somut konuşmaya yönelmişlerdir. Bugün Kürtçe’nin Kırmanci lehçesini konuşanlar arasında sanıyorum ki, “baran dıbare” ya da “berf dıbare” denmesi, “ew dıbare” denmesine oranla daha olağandır. Artık Kürtler de, Kürtçe, Hind-Avrupa dil grubuna mensup olan bir dil olsa da, “yağmur yağıyor” ya da “kar yağıyor” türünden bir sözcüğü “yağmur” ya da “kar” gibi somutlayan özneyi anmadan söylemiyorlar.




(Devam edecek)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !