Bir Çeviri Skandalı

Kierkegaard'un "Ölümcül Hastalık-Umutsuzluk" Adlı Kitabının Çevirisi Hakkında


Fransızca çevirisinden Mehmet Mukadder Yakupoğlu tarafından Türkçe'ye çevrilerek iki farklı yayınevi tarafından (Ayrıntı Yayınları, 1997 yılı & Doğu-Batı yay., 2004 yılı) yayınlanmış bulunan, Sören Kierkegaard'ın 'Ölümcül Hastalık Umutsuzluk' adlı yapıtı, Türkçe’ye felsefe metinlerinin nasıl çevrilmemesi gerektiği konusunda oldukça güzel dersler vermektedir bizlere.


Her şeyden önce kitabın başlığı Sören Kierkegaard'ı yansıtmaktan son derece uzak. Kitabın orijinal adı olan 'Sygdommen til döden' başlığının Türkçe'ye 'Ölümle Sonuçlanacak Hastalık' olarak çevrilmesi gerekiyordu. 'Ölümcül Hastalık' ile 'Ölümle Sonuçlanacak Hastalık' arasında büyük bir fark var. Sözgelimi, kanser ölümcül bir hastalıktır, fakat 'ölümle sonuçlanacak hastalık' nezle ya da grip bile olabilir. (Eğer Kierkegaard'ın söz konusu olan kitabının adı 'Draebende sygdom' olsaydı, o halde başlığı 'ölümcül hastalık' olarak çevirmek doğru olacaktı. -Nitekim Kierkegaard'ın 'Sygdommen til döden' adlı kitabı İngilizce'ye 'The Sickness unto Death' olarak çevrilmiş, 'The Fatal Sickness' olarak değil.- Başlığa eklenen 'Umutsuzluk' sanıyorum kitabın daha iyi satması için. Ve eklenmeyen alt-başlık olan 'En christelig psychologisk Udvikling til Opbyggelse og Opvækkelse' kitabın az satmaması için. Alt-başlığın Türkçe çevirisi şöyle: 'Dinsel canlandırma ve uyandırma için İsevî ruhbilimsel bir anlatı'. Nüfusunun büyük bir kısmı müslüman bir ülke olan Türkiye'de, piyasa koşulları içinde, 'İsevî' sözcüğünün olumsuzluk yaratabileceği düşünülmüş olabilir. İngilizce çeviride alt-başlık da çevrilmiş: 'A christian psychological exposition for edification and awakening'.)


Türkçe çeviride (s.14, Ayrıntı Y., 1997) 'aydınlatıcı' olarak yer alan deyimin Danca karşılığı 'dinsel canlandırıcı' olarak çevrilmesi gereken 'opbyggelse' sözcüğüdür. Bu sözcük, İngilizce çeviride 'edification' sözcüğüyle karşılanmıştır.


'Edification' sözcüğü Langenscheidt'in İngilizce-Türkçe/Türkçe-İngilizce sözlüğünde 'yüksek duygulara ulaşma, karakter ve düşünce gelişimi' olarak tanımlanmıştır. (Kierkegaard bağlamında bu “yüksek duygular”ın İsevîlikten ayrı düşünülmeyeceği unutulmamalı. Bu bağlamda, “aydınlatıcı” sözcüğü bir yanlış çeviriyi imlemektedir. Kierkegaard’a göre, İsevîlik aydınlatmaz; fakat canlandırır. Değil mi ki, Kierkegaard’a ve İsevîliğe göre, “inanmak, Tanrıyı kazanmak için aklı kaybetmenin ta kendisidir”) . 'Opbyggelse' ve 'edification' sözcüğünün Türkçe'de 'aydınlatıcı' olarak karşılanması pek doğru değil. Ayrıca 'opbyggelse' ('dinsel canlandırıcı') sözcüğüyle, 'Giriş' kısmında anlatılan, İsa'nın Lazarus'u diriltmesine gönderme yapıldığına işaret etmeliyim, ve bu tür ayrıntıların 'ayrıntı' sözcüğünü ad olarak seçen bir yayınevinin ilgilileri için önemli olması gerektiğini vurgulamalıyım. (Karşılaştırma yapabilmeniz için, bkz.: 'FEAR AND TREMBLING & THE SICKNESS UNTO DEATH', Translated with introduction and Notes by Walter Lowrie, Princeton University Press, 1968, Princeton, New Jersey, USA.)

Türkçe çeviriyi orijinaliyle tümüyle karşılaştırarak baştan sona, çeviri yanlışlarını gösterebilecek zamanım ne yazık ki bulunmuyor. Fakat 'tin' olarak çevrilmesi gereken 'aand' sözcüğünü 'zihin' sözcüğüyle karşılamak (s.27, Ayrıntı yay.) , Mukadder Yakupoğlu'nun felsefe bilgisi ile hangi ölçülerde yabancı dil bildiği konusunda bende büyük kuşkuların doğmasına yol açtı. İngilizce çeviride 'aand' sözcüğü 'spirit' olarak geçiyor. 'Aand' sözcüğünün Fransızca çeviride hangi sözcükle karşılandığından emin olmamakla birlikte 'esprit' sözcüğüyle karşılandığını var sayıyorum. Tahsin Saraç'ın Fransızca-Türkçe Sözlük'ünde 'esprit' sözcüğü için her ne kadar 'zihin' sözcüğü önerilmişse de, felsefe söz konusu olduğu zaman 'esprit', 'tin' demektir. Üstelik 'tin' ilk sırada, 'zihin' ise dördüncü sırada önerilmiştir Saraç'ın sözlüğünde. (Bkz. Fransızca-Türkçe Sözlük, s. 543, Tahsin Saraç, Adam yayınları, Üçüncü basım, Kasım 1990.) . Özet olarak, 'İnsan zihindir' tümcesi Kierkegaard'ın değil, Bay Yakupoğlu'nun kendi görüşüdür, ve bu görüş Kierkegaard'ı bağlamaz, fakat bu görüşün Kierkegaard'a mal edilmeye çalışılması Kierkegaard'ı mezarında ters döndürtür. Çünkü Kierkegaard'ın kurduğu tümce şöyledir: 'mennesket er aand'. Türkçesiyle: 'insan tindir'. İngilizcesiyle: 'man is spirit'. (Kütüphanemde, ne yazık ki, 'Sygdommen til döden' 'in Fransızca çevirisi bulunmuyor. Fakat Fransızca çeviride 'L'homme est esprit' şeklinde yer aldığını sanıyorum 'mennesket er aand' tümcesinin.)


Kitabı Fransızca çevirisinden Türkçe'ye çevirmiş olan Mukadder Yakupoğlu, Kierkegaard'ın biçemini Türkçe'de vermekten oldukça uzak. Kierkegaard'ın hitabet sanatını yetkinlikle kullanan filozoflardan biri olduğunu unutmamak gerek. Hatta Kierkegaard'ın hatipliğinin filozofluğundan daha değerli olduğunu öne sürmek bile olası.

 

Kierkegaard'ın biçemi konusunda bir fikir verebilmek amacıyla, 'Önsöz' 'ün (”Sygdommen til döden” 'in Danca aslından) , tarafımdan yapılmış çevirisini sunuyorum: ”Bir çoklarına garip gelecektir belki de bu 'anlatının' biçemi; onlar dinsel uyandırma söz konusu olduğunda bunun oldukça katı, fakat başeğmez bilim söz konusu olduğunda da haddinden fazla dinsel canlandırıcı bulacaklardır bunu. Son olarak andığım şey hakkında bir düşüncem bulunmuyor. İlk olarak andığım şey konusunda da, bu durumun benim isteğimle oluşmamış olduğunu söyleyebilirim; ve eğer dinsel uyandırma söz konusu olduğunda oldukça katı bulunursa bu anlatı, kanımca bir hatadır bu. Bunun herkes için dinsel canlandırıcı olmaması bir şeydir, dinsel canlandırıcı özelliği başka bir şeydir, değil mi ki herkesin bu söylediklerimi izlemek diye bir şartı yok. İsevîlikçe her şey, evet her şey dini canlı tutmaya hizmet etmelidir. Son kertede dini canlı tutmaya yaramayan bilim çeşidi, işte bu yüzden İsevîliğe özgü değildir. İsevîliğe değgin her şeyin anlatımı bir hekimin hasta-yatağı yanında yaptığı konuşmaya benzemelidir; eğer sadece hekimler anlıyorsa bunu, bu konuşmanın hasta-yatağının yanında yapıldığı asla unutulmamalıdır. Bu İsevîliğin hayata karşı tavrıdır (ki bu, bilimselliğin hayatla arasındaki uzaklığın tersidir) , ya da bu İsevî ahlâğının dinsel canlandırıcı yönüdür; ve ne denli katı olursa olsun, bu çeşit sunumlar çok çok farklıdır kalite yönünden 'önemsiz' olan bu çeşit bilimsellikten, ki bilimselliğin yüceltilmiş kahramanlıkları İsevîlik açısından kahramanlıktan o denli uzaktır ki; İsevîlik bir çeşit insansı olmayan meraklılıktır çünkü. İsevî kahramanlık budur, ve gerçekte oldukça ender görülür, insanın kendi kendisi olmaya cüret edebilmesi, bir tek insan, bu belirlenmiş bir tek insan, biri Tanrı'nın karşısında, biri bu umulmaz çaba ve bu umulmaz sorumluluk içinde; fakat saf insanla aldanmak ya da dünya tarihiyle hayranlık-oyunu oynamak İsevî bir kahramanlık değildir. Ne denli katı olsa da İsevî her türden kabulleniş, kaygıyla var olmalı; fakat bu kaygı işte dinsel canlandırıcı olan şeyin ta kendisidir. Kaygı, kişiliğin gerçekliğini ilgilendirir ve hayatla olan ilişkidir, ve böylelikle, İsevîdir, ciddiyettir; önemsiz bilginin yüksekliği, İsevî olan ciddiyetin çok uzağında bulunan şaka ve kendini beğenmişliktir. Fakat yine ciddiyetin kendisi de dinsel canlandırıcı olandır. // Bu küçük yazı bu yüzden bir açıdan bu şekilde düzenlendi, ki bir öğrenci tarafından da yazılabilirdi; bir başka açıdan da her profesörün yazabileceği bir kitap değildir bu belki de. // Fakat bu tezin içeriği, olduğu gibi, en azından iyice düşünülmüştür, ve sanıyorum ruhbilimsel açıdan doğrudur. Çok şaşaalı bir biçem kullanılmıştır, o kadar şaşaalı ki, pek açıklayıcı olmuyor, ve eğer insan bu biçeme haddinden fazla alışkınsa, kolaylıkla hiç bir şey anlatmayan bir şeye dönüşebilir bu. // Bu arada yalnızca bir belirtme, kuşkusuz gereksiz bu, fakat buna katlanmalıyım: herkesin dikkatini, kitap adının da işaretlediği bütün kitaptaki umutsuzluk konusuna çekmek istiyorum. Umutsuzluk hastalığın kendisidir, ilaç değil. Eş deyimle diyalektik olarak umutsuzluğun kendisidir. Yani İsevî terminolojide de ölüm en büyük tinsel sefaletin dile getirilmesidir, ve iyileşmenin kendisi ise ölmek, can vermektir. 1848”) .


Bay Yakupoğlu'nun İsevîlik hakkında hiç bir şey bilmediği ve İsevî kaynaklarını hiç okumadan Kierkegaard'ı çevirdiği anlaşılıyor. Bunu, 'Yuhanna, XI, 4' olarak çevrilmesi gereken 'Jean, XI, 4' 'i olduğu gibi bırakmasından çıkarsıyorum. Bay Yakupoğlu, eğer 'Sygdommen til döden' 'ı İngilizce çevirisinden Türkçe'ye çevirseydi o zaman da 'John, XI, 4' 'i olduğu gibi bırakacaktı her halde yaptığı çeviride. Fakat Danimarkalıların Johannes, Fransızların Jean ve İngilizlerin John dedikleri kişi gerçekte aynı insanı imliyor ve bu insan Türkçe'de Yuhanna olarak biliniyor ki, İsa'nın havarilerinden biridir. 'Yuhanna, XI, 4' ise, Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan İncil'deki bölümü gösteriyor. (Bkz. Müjde -İncil'in çağdaş Türkçe çevirisi-, s. 223, Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul, 1990) .


Görebildiğim kadarıyla, Bay Yakupoğlu 'Sygdommen til döden' de kendisine anlaşılmaz gelen yerleri, yaptığı çevirinin anlaşılabilir olma kaygısını bir tarafa bırakarak, gelişigüzel atmış. Bu durumda metne üç nokta ('...') koymakla yetinilmiş. Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanan kitabın 44.sayfasında ”Gerçekdışının öncelikle düş gücüne bağlı olduğu gerçektir” tümcesiyle başlayan paragrafı örnek olarak vermekle yetineceğim. Bu paragrafta yer alan Latince 'instar omnium' deyimini Bay Yakupoğlu bilmediği için olduğu gibi atmış. Bay Yakupoğlu, Latince bilmeyebilir, fakat 'instar omnium' deyimini atamaz. Buna ne Yakupoğlu'nun ne de başka bir çeviricinin hakkı vardır. (!) . 'Instar omnium', 'her şey için aynı ölçüde geçerli olan' anlamına geliyor. Çeviri bağlamında 'instar omnium yeti', 'yetilerin yetisi' olarak Türkçe'leştirilebilir. Bay Yakupoğlu'nun Kierkegaard'ın biçemini Türkçe vermekten ne kadar uzak olduğunu ve ne denli yanlış çevirdiğini gösterebilmek amacıyla yukarda söz konusu edilen paragrafı, üşenmiyor, çeviriyorum: ”Fantastik olanın ilişikte olduğu (1*) en yakın şey kuşkusuz fantazidir; fakat fantazi de buna karşılık olarak duyguyla, idrakla ve istekle ilişki içindedir (2*), ki ancak bu şekilde insanın fantastik duygu, idrak ya da isteğe sahip olabilmesi mümkündür. Genel olarak söylenirse, fantazi sonsuzlaştırma sürecinin aracısıdır; bu diğer yetiler gibi bir yeti değildir - eğer şu şekilde söylenebilirse, fantazi instar omnium yetidir. (3*) İnsanın sahip olduğu duygu, idrak ve istek, son kertede onun hangi fantaziyi barındırdığına dayanır, eş deyimle bu kavramların fantaziye nasıl aksettiklerine bağlıdır. Fantezi sonsuzlaştırma sürecini gerçekleştiren yansımadır (4*), ki bu yüzden koca Fichte (5*) oldukça doğru bir biçimde, fantaziyi -idrak bağlamında bile- kategorilerin kökeni olarak kabul etmiştir. Benlik yansımadır, ve fantazi de yansımadır, benliğin sahte bir kopyasıdır, ki benliğin olanağıdır bu. Fantazi tüm yansımanın olanağıdır; ve bu aracılığın yoğunluğu benliğin yoğunluğudur”

 

Geçerken bir parantez içerisinde felsefi metinlerdeki dil sorunsalına değinmek isterim: (Öncelikle Kierkegaard'ın düşüncelerini ve sesini Türkçe'de doğru olarak vermek kaygısıyla çevirisini yaptığım bu paragraftaki 'fantazi' sözcüğü yerine 'imgelem' sözcüğü de kullanılabilirdi. Fakat, kavramları tümüyle Türkçe'leştirmenin felsefi bağlamı yok ettiğini demeyeyim de, eksilttiğini düşünüyorum. Örnek olarak Aziz Yardımlı'nın yaptığı ve genel olarak başarılı bulduğum 'Phänomenologi des Geistes' çevirisini verebilirim. 'Tinin Görüngübilimi' doğru bir şekilde çevrilmiş olsa bile, Aziz Yardımlı'nın Öz-Türkçe kullanma konusundaki aşırılığı, Hegel'in felsefi bağlamını çoğu kez engelliyor ve anlaşılmaz kılıyor. Bay Yakupoğlu'nun yaptığı çevride 'düş gücü' sözcüğünü kullanması da böyle bir boyutu sergilemektedir.)

Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanan kitabın 49. sayfasında “kata dynamin” (6*) deyimi Grek harfleriyle verilmiş ve hangi anlama geldiği belirtilmemiş. Bunu bir eksiklik sayıyorum. (Felsefi metinlerinin yüksek sesle okunabileceğini ve Grek harflerini tanımayan bir çok Türkiye'li okur olduğunu unutmamak gerekir) .

 

Ayrıntı Yayınları tarafından yayınlanan kitabın 52. sayfasında Shakespeare'den alıntılanan dizeler, 'Sygdommen til döden''de İngilizce olarak değil de, Almanca çevirisiyle yer almakta: ”Richard II: Verwünscht sei Vetter, der mich abgelenkt Von dem bequemen Wege zur Verzweiflung. 3die Akt. 3die Scene”. Kierkegaard'ın aktardığı Almanca çeviriyi Schlegel yapmış. Bu durumun Türkçe çeviriye yansıtılmayışı, romantizmin Kierkegaard üzerindeki etkisini gözler önüne sermemesi sonucunu doğuruyor, ki bir eksiklik sayıyorum bunu. (Schlegel'in 1789'da yayınlamaya başladığı Athenaum dergisi, yalnız Alman romantiklerini değil, diğer Avrupa romantiklerini de, bu arada Kierkegaard'ı da oldukça etkilemiştir.)

Metindeki bazı yerlerin dipnotlar halinde açıklanmayışını bir eksiklik olarak saydığımı da belirtmeliyim. Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanmış kitabın 54. sayfasında yer alan 'tüm yiyeceği altına dönüştüğü için açlıktan ölen kral'ın, Frigya'lı Midas olduğu ve bu meselin Ovid'in 'Dönüşümler' adlı kitabının XI. bölümünde yer aldığı bir dipnot olarak verilebilirdi. Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanan kitabın 56. sayfasında yer alan 'Veritas est index sui et falsi' tümcesinin Spinoza tarafından söylenmiş olduğu bir dipnot olarak verilebilirdi.Ve saire, ve saire, ve saire...


Bay Yakupoğlu'nun yaptığı çevirideki hataların hepsini saptayabilmem, takdir edersiniz ki, oldukça fazla zamanımı alabilecek bir çalışmayı gerektirmektedir. Son bir örnekle bir nokta koymak istiyorum Bay Yakupoğlu'nun hatalarını gösterme işine. Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanan kitabın 100. sayfasındaki 'GÜNAHIN TANIMI SKANDAL OLASILIĞINI İÇERİR; SKANDAL ÜZERİNE GENEL GÖZLEM' başlığındaki 'skandal', gerçek bir çeviri-skandalı için çok iyi bir malzeme oluşturuyor. Bay Yakupoğlu Danca metindeki 'forargelse' ('incitme, gücendirme; utanca') sözcüğünü, İngilizce çevirideki 'offence' ('suç, kabahat, kusur; hakaret, incitme, gücendirme; hücum, tecavüz, saldırı') sözcüğünü, Türkçe'ye 'skandal' diye çeviriyor. (Kitaplığımda 'Sygdommen til döden' 'in Fransızca çevirisi bulunmuyor. Fakat Fransızca çeviride 'scandale' sözcüğünün kullanıldığını varsayıyorum. Nedir ki, Türkçe'deki 'skandal' sözcüğü Fransızca'daki 'scandale' sözcüğünü her zaman -ve bu bağlamda hiç- karşılamıyor. (!) . 'Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük'te, Tahsin Saraç, 6 değişik anlamını veriyor 'scandale' sözcüğünün: 1) Utanılacak şey, utanca 2) Kavga, hır gür 3) Kepazelik, rezalet 4) Yanılma, günah işleme, ayak sürçmesi 5) Kötü yola çekme, kötü örnek olma 6) Dinsel bir inançta bölünmeye ve ayrılıklara yol açan olay. -bkz. s.1275, Adam yayınları-. Fransızca'yı çok iyi anlayan ve Hırıstiyanlık ile felsefe konusunda biraz bilgili bir çevirmen, kuşkusuz ki 'scandale' sözcüğünü 1, 4, 5 ve 6 numaralı anlamlarının ortak paydasında karşılardı, ve Kierkegaard bağlamında 'güceniklik' ya da 'incinim' sözcüklerini kullanabilirdi.)


---

Metin içindeki notlar:

(1*) Bay Yakupoğlu’nun çevirisinde, “bağlı olduğu” diye geçiyor. “Bağlı olmak” ile “ilişikte bulunmak” arasındaki ayrımın pek farkında değil gibi Bay Yakupoğlu


(2*) Bay Yakupoğlu’nun çevirisinde “dokunur” sözü kullanılıyor. Sanıldığı gibi fiziksel bir irtibat söz konusu değil, “ilişikte olmak” söz konusu Kierkegaard’ın buradaki tümcesinde.

 

(3*) instar omnium yeti: yetilerin yetisi.

 

(4*) Bay Yakupoğlu, görünüşe göre, “reflection” sözcüğünün karşılığını bilmiyor. Çünkü “düş gücü, sonsuzluğu yaratan düşünce” değil, yansımadır.

(5*) Bence Türkçe’de “yaşlı Fichte” diyen bir kimse, Türk dilinde henüz çeviri yapacak kadar Türkçe bilmiyor demektir. Burada kast edilen Fichte’nin şu ya da bu yaşta olması değil, fakat Fichte’nin aklı başındalığıdır.

(6*) “Kata dynamin”, “olabilirliğe / olanağa ilişkin” demektir. Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanmış kitabın 43.sayfasında “güç olarak” karşılığıyla çevrilmiş olan “kata dynamin” hiç bir şekilde yer almıyor adı anılan sayfada. “Kata dynamin” deyimini, “güç olarak” çevirmek oldukça yanlış. (Burada “dynamin” sözcüğünü, Aristotalesçi dar anlamı olan “potens” olarak anlamak ve “güç olarak” diye çevirmek oldukça yanlış.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !