Ahmet Altan’ın 4 Numaralı “Roman”ı “Tehl

Ahmet Altan’ın ”Tehlikeli Masallar” adlı 4 numaralı “roman”ı ilk kez Ekim 1996’da basılmış. Büyük olasılıkla Ekim ayının son günlerinde. Çünkü 1996 yılının Kasım ayında kitap tam 14 basım yapmış. Oysa Ekim ayında yalnızca 2 basım yapmış kitap. “Tehlikeli Masallar“ kitabının arka kapağında yazılan şu sözler böylelikle gerçekleştirilmiş oluyor: “Tehlikeli Masallar’ın yılın roman olayı olacağını hep birlikte göreceğiz”.

 

Ahmet Altan’ın kitabı hakkında bir şeyler söylemek, özellikle “Tehlikeli Masallar”ı biraz karıştırdıktan ve bazı yerlerini hiç anlamadığım bir noktada kaçınılmaz görünüyor bana. (Bazı yerleri anlamak için tam 50 defa okuduğumu söylersem, lütfen bir abartı saymayın bunu. 50 defa okuduğum yerleri, 50 defa daha okusam da anlamayacağım galiba. Ayrıca, anlamadığım bölümleri Kopenhag’daki bazı arkadaşlarla birlikte konuşarak anlamaya çalıştığımı da belirtmeliyim. Ne ki, anlamamak konusunda yalnız olmadığım, deyim yerindeyse bir metin çözümlemesi toplantısı sonucunda ortaya çıktı. Sonuç: Ahmet Altan anlaşılmamak için yazıyor. Daha doğrusu, çok satar bir “roman” üretmek için anlaşılmaz yazmak, Türkiye kitap piyasasının şaşmaz kuralı olmuş galiba.)

 

50 defa okuduğum halde bana hâlâ anlaşılmaz gelen yer, kitabın ilk paragrafında yer alıyor. Şu anda bu yazıyı okuyan herkesin elinde bu kitabın bulunmadığından hareket ederek, anlaşılmaz gelen yerleri içeren paragrafı buraya alıntılıyorum: “Romanı, bir cinayeti tasarlar gibi tasarladım. İyi hazırlanmış bir cinayetten daha mükemmel tek şey varsa o da iyi kurulmuş bir romandır benim için. Yazıyla cinayet arasında, gizli tarikatların ayinlerini andıran, dışarıdakilerin asla göremeyeceği korkunç bir benzerlik olduğuna inanırım, ikisi de tanrının buyruğuna karşı çıkar, ikisi de hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona erdirir, ikisi de günahların en büyüğünü içinde barındırır”. Bu alıntıdan sonra, şimdi bana anlaşılmaz gelen yerleri okuyucularla birlikte paylaşmak istiyorum. Eğer birilerine bana anlaşılmaz gelen yerler anlaşılır gelirse, lütfen bu konudaki açıklamaları bir yazı haline getirsinler.  Bu önerim, ”Tehlikeli Masallar”n ”yazar”ı Ahmet Altan için de geçerlidir.

 

”Romanı, bir cinayeti tasarlar gibi tasarladım” tümcesiyle başlıyor ”roman”. Ahmet Altan, niyetini, yani edebiyatı katletmeye çalıştığını daha ilk satırda açıklıyor. Olabilir.  Ahmet Altan, ”roman”ını bir cinayeti tasarlar gibi de tasarlayabilir. Demokrasiye ve fikir hürriyetine bir parça inancı olan herkes, Ahmet Altan’ın ”roman”ını bir cinayeti tasarlar gibi tasarlaması karşısında tasasız kalabilir. Fakat ”roman”ın ikinci tümcesine ben kayıtsız kalamıyorum: “İyi hazırlanmış bir cinayetten daha mükemmel tek şey varsa o da iyi kurulmuş bir romandır benim için”.  Demek ki, cinayet olumlu bir şey. Çünkü tümcede yer alan ”daha mükemmel” sıfatı, cinayetin mükemmel bir şey olduğuna gönderme yapıyor. Ahmet Altan, ”roman”ının ikinci tümcesinde adam öldürme cürümünü övüyor.

 

”Roman”ın ilk paragrafındaki anlaşılmaz şeyler 3. tümcede geliyor. İlk 2 tümceden ilki Ahmet Altan’ın edebiyatı katletme isteğini, ikincisi ise Ahmet Altan’ın cinayete davetiye çıkarmasını anlatıyordu. Bu iki tümceyi anladım. Ne ki, üçüncü tümceyi 50 defa kadar okuduğum halde anlayamadım: “Yazıyla cinayet arasında, gizli tarikatların ayinlerini andıran, dışarıdakilerin asla göremeyeceği korkunç bir benzerlik olduğuna inanırım, ...”.  İnsanların inanç özgürlüklerine saygılı bir insan olarak, Ahmet Altan’ın da ”dışarıdakilerin asla göremeyeceği korkunç bir benzerlik olduğuna” inanması gerektiğine inancım tamdır. Ne ki, Ahmet Altan’ın alıntıladığım bu sözleri yazmasının gerekçesi olarak, yazdığı anlamsızlıkların altyapısını oluşturma çabalarına inanma hürriyetime de Ahmet Altan’ın saygı göstermesi gerekiyor. Ahmet Altan anlamsızlığı kuluçkaya yatırıyor. Hani, Anadolu’da ”minareyi çalan kılıfını uydurur” diye bir söz vardır ya, işte Ahmet Altan da biraz sonra sarf edeceği anlaşılmaz sözlerine dayanak hazırlamak üzere gibi geliyor bana. Değil mi ki, ”gizli tarikatların ayinlerini andıran” korkunç benzerlikleri dışarıdakiler asla göremez, göremiyor. Görse görse, Ahmet Altan görür ve ancak göstermek lütfunda bulunduğu zaman gösterir. (İlk paragrafı 50 defa okuduğum halde bu ”korkunç benzerlik”leri göremediğim için, herhalde ben gizli tarikat ayinlerinin dışında kalan bir ”yaratık” oluyorum. Bu ”yaratık” sözcüğü de nereden çıktı diye sorabilecek olanlar kitabın 19. sayfasını okuyabilirler. Kütüphanesinde Ahmet Altan’ın kitabı bulunmayanlar ve değersiz bir kitaba para vermek istemeyenler için aktarıyorum: “Bütün kadınlarda, kerhanelere, randevuevlerine, canlı seks gösterisi yapan dükkânlara karşı inanılmaz bir merak vardı ve benim onların merak ettiği her şey konusunda bilgim bulunuyordu, hepsini dolaşmıştım, sıradan kerhanelerdeki köylü orospuların da, randevuevlerindeki gecekondulu kızların da, Avrupa’yı dolduran seks dükkânlarındaki Uzakdoğulu yaratıkların da neler yaptığını çok iyi biliyordum, çünkü o sıralarda oraları da epeyce gezmiştim”. Ahmet Altan, Avrupa’nın önemli kütüphanelerinde araştırma yapmamış, Avrupa’da seks dükkânlarını gezmiş. Yazdıklarından bu çıkıyor. Fakat merakımı uyandıran, Ahmet Altan’ın Uzakdoğulu kadınlar için neden ”yaratık” sözcüğünü kullandığı. ”Mahlûkat” sözcüğünü kullansaydı, nefreti daha bir iyi ortaya çıkardı herhalde).

 

Şimdi, Ahmet Altan’ın yazı ile cinayet arasındaki benzerlikleri anlattığı ilk paragrafın en anlaşılmaz tümcesini aktarıyorum: “ikisi de tanrının buyruğuna karşı çıkar, ikisi de hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona erdirir, ikisi de günahların en büyüğünü içinde barındırır”. Ahmet Altan, yazının Tanrı buyruğuna karşı çıktığını iddia ediyor. Ben bu iddiayı anlayamıyorum. Çünkü bazı yazılar vardır ki, Tanrı’nın buyruğuna karşı çıkarlar, fakat bazı yazılar da vardır ki Tanrı buyruğu olduğu iddia edilir. Sözgelimi, Musa Peygamber’in On Emri, Tanrı buyruğu olarak görülür ve bu buyrukların Musa Peygamber tarafından taş levhalara yazılı olarak getirildiği söylenir. Başka bir örnek de, Muhammed Peygamber’e gelen ilk emrin Arapça’sıyla ”Ikra!” (”Oku!”) emri olmasıdır. Hal böyleyken, nasıl oluyor da, yazı ”tanrının buyruğuna karşı” çıkıyor, ben anlayamıyorum; anlayan varsa lütfen bana da anlatsın! Cinayetin tanrı buyruğuna karşı olduğuna şüphe yok, değil mi ki Musa Peygamber’in On Emri’nden biri ”öldürmeyeceksin!” emriydi. Fakat yazının tanrı buyruğuna karşı çıkması ne demek oluyor, anlayamıyorum. Kafatasımı eritecek kadar düşünüyorum, düşünüyorum ve yine düşünüyorum da bir türlü çıkamıyorum işin içinden.

 

“..., ikisi de hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona erdirir, ...” tümcesi de anlaşılıyor. Burada Ahmet Altan belki de Dostoyevski’nin ”Suç ve Ceza” romanına gönderme yapıyor. Kabul, bu bir varsayım. Belki de Ahmet Altan Dostoyevski’yi hiç mi hiç okumamıştır. Çünkü yazdığı ”roman”lardan daha az roman okumuş yazarların olduğu biliniyor. Ahmet Altan 4 ”roman” yazdığına göre, topu topu 3 roman okumuş da olabilir. Mümkündür: cinayet, Dostoyevski’nin ”Suç ve Ceza”sında anlatıldığı gibi, ”hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona erdirir” . - Raskolnikov, yaşlı tefeci kadını öldürme gerekçesi olarak bir meyhanede duyduğu bir konuşmayı benimsemekle cinayet noktasına gelir: “...Bir yanda budala, düşüncesiz, ters, hastalıklı, hiç kimseye yararı dokunmayan, tam tersine zararı dokunan, bu dünyada niçin yaşadığını kendisi de bilmeyen, nasıl olsa yarın kendiliğinden ölecek olan bir kocakarı var. ... Öte yanda ise genç, yardım eli uzatılmadığı için boşu boşuna harcanıp giden körpe güçler var.  Hem bu saydıklarımdan binlercesi var. Her yerde rastlanabilir onlara. Kocakarının manastıra bağışlamayı kafasına koyduğu paralarla yapılması ve düzeltilmesi elde olan yüzlerce, binlerce hayırlı iş ve girişimler var. Yüzlerce, belki de binlerce hayat doğru yola çıkartılabilir. Onlarca aile sefaletten, ahlâk bozukluğuna uğramaktan, kötü yollara sürüklenmekten, zührevî hastalıklar hastanesine düşmekten kurtulabilir!. Bütün bunlar da o kocakarının parasıyla olabilir! Öldür kocakarıyı, al parasını; sonra da bu parayı tüm insanlığın, herkesin yararına harca! Sen ne dersin bu işe, yapacağın binlerce hayırlı işle bu ufacık cinayet unutturulamaz mı? Bir hayata karşılık kötü yola sürüklenmekten, mahvolmaktan kurtarılacak binlerce hayat! Bir ölüme karşılık binlerce dirilen kişi! Bu bir hesap işi! Hem toplumun dengesi içersinde bu verimli, bu aptal, bu huysuz kocakarının yaşamının ne değeri olabilir ki? Herhalde bir bitin, bir hamamböceğinin hayatından daha değerli olmasa gerek! Hatta belki onlar kadar bile değeri yoktur. Çünkü bu kocakarı zararlı bir yaratıktır. Hatta başkasının hayatına bile kastediyor” (”Suç ve Ceza”, Cilt 1, Rusça aslından çeviren: Ahmet Ekeş, Cem Yayınevi, sayfa 89). Dostoyevski’den yukarda alıntıladıklarımdan sonra, “yeni başlayacak bir hayat için” başka bir hayatın sona erdirilebilmesi anlaşılmaktadır.

 

Mümkündür: yazı da ”hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona” erdirebilir. Yazarların bir çoğu, hayatlarını yaşamadıklarını, fakat hayatlarını yazma ve okuma yolunda harcadıklarını, fakat gene de yaşayabilecekleri en ideal hayatın kendi hayatları olduğunu belirtmişlerdir. Özetle, “..., ikisi de hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona erdirir”i anlayabiliyorum. Fakat sonrasını anlayamıyorum. Nasıl oluyor da, ”ikisi de günahların en büyüğünü içinde barındırır” oluyor? Her şeyden önce, günahların en büyüğü nedir? Ondan sonrası, her ne ise bu günahların en büyüğü, nasıl oluyor da yazı ve cinayetin meskeninde kiracı olabiliyor? Ben anlayamıyorum. Dediğim gibi 50 defa okudum, anlayamadım. 50 defa daha okusam gene de anlayamayacağım gibi geliyor bana.

 

Ahmet Altan, anlaşılmamak için yazıyor. Öyle sanıyorum. Bu Ahmet Altan’ın okumaya çalıştığım ilk ”roman”ı.  Daha önce hiç bir ”roman”ını okumadığımı da itiraf etmeliyim Altan’ın. İlk sayfadan ve ilk paragraftan sonra, ”roman”ını gelişigüzel karıştırmakla yetindim Ahmet Altan’ın ve ”Tehlikeli Masallar”ın değersiz bir kitap olduğu yargısına vardım. Neden Ahmet Altan’ın diğer ”roman”larını okumadığım sorulabilir. Ahmet Altan’ın ”roman”ları hakkında yazılmış yazıları okuduğum için, Ahmet Altan’ın sözgelimi ”Sudaki İz” adlı ”roman”ını okumadığımı belirtmeliyim. Türkiye’nin en değerli edebiyat eleştirmeni olarak gördüğüm Fethi Naci ”Sudaki İz”i okuduktan sonra, ilk kez bir ”roman”ı okuduktan sonra tiksinti duyduğunu yazmıştı. ”Sudaki İz”i tiksinti duymamak için okumamıştım. ”Tehlikeli Masallar”ı ilk sayfadan sonra okumayı bırakmamım nedeni de tiksinti duymak istemeyişim.

 

İkinci paragrafın giriş tümcesi de oldukça ilgimi çekti: “Bütün romancılar gibi ben de bir katil gibi soğukkanlıyımdır”. Bütün romancılar ve bu arada bütün katiller neden soğukkanlı oluyor, anlayamıyorum. Bazı katiller ve bazı romancılar soğukkanlı olabilir. Fakat hepsinin soğukkanlı olduğunu Ahmet Altan nereden biliyor? Ahmet Altan bir müneccim midir? Müneccim değilse, ..., dünyadaki bütün romancıların ve katillerin soğukkanlı olduklarını araştırmış ve belgelemiş bir istatistik uzmanı mıdır Ahmet Altan?

 

Gözlemleyebildiğim kadarıyla, çünkü kitabın hepsini karıştırmadım, Ahmet Altan kendisini bir peygamber olarak görüyor. Ve kitabın ilk sayfasındaki üçüncü paragrafta kendisine ”Tehlikeli Masallar” ”roman”ının bir vahiyle geldiğini yazıyor: “Bu kitabın benim için değişik olmasının nedeni, her zaman ben kurbanımı bulduğum halde, bu kez kurbanımın beni bulması, romanın yazılmak üzere bana gelmesiydi”. (Sanıyorum, ”dışarıdakilerin asla göremeyecekleri korkunç benzerlik” Ahmet Altan’ın kendisini peygamber olarak görmesinde yatıyor).

 

”Tehlikeli Masallar” ’ın 18. sayfasında şunlar yazıyor: “Yeni hikâyeler bulmanın zamanı geldiğine karar verdim ve sevişmeleri parçalamaya koyuldum”. Ben anlayamıyorum sevişmeler nasıl oluyor da parçalanıyor?  ”Sevişme” denilen şey bir kağıt parçası mıdır ki, parçalansın. (Ne kadar berbat bir Türkçe’yle ”yazıyor” Ahmet Altan. Kurduğu tümcelerin çoğu bir çeviri havası veriyor.  Yoksa, bunları Ahmet Altan bir yerlerden mi -mesela Milan Kundera isimli Çek kökenli bir Fransız yurttaşından mı- çeviriyor?).

 

Bu yazıyı burada noktalamak istiyorum. Kötü bir ”roman”, daha doğrusu roman olmayan bir ”roman” hakkında daha fazla yazmak bana zaman kaybı gibi görünüyor. (Bu arada, okuyucuların Ahmet Altan’ın kitabından bahsederken roman sözcüğünü tırnak içerisinde kullandığıma dikkat etmiş olmalarını umuyorum.) Son olarak, ”Tehlikeli Masallar”ı kötü bir kitap okumak isteyenlere öneriyorum.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !